3 4
2 1
VCD


Nazif Topçuoğlu
Bu Coğrafyada Fotoğrafya


Geçen akşam Bedri'nin-1997'de artık olmayan-barında Bulutsuzluk Özlemi(yani, besbelli, epeydir havanın kapalı olduğunu söylemek istiyorlar!)'ni dinlerken, çevremdekilerin boş ve anlamsız muhabbetlerine takılmayıp, sarkıların sözlerini çıkartmaya uğraşıyordum. Birden, İbrahim Müteferrika ve Hezarfen Ahmet Çelebi isimleri kulağıma gelmeye başladı; yoksa yanılıyor muydum? Hayır, gençler geleneksel tutuculuğumuzu ve yeniliğe, BİLGİye, öğrenmeye karşı yerleşmiş çıkar sahiplerinin katı davranışlarını eleştiren bir şarkı söylüyorlardı*. Çağımızda da, öğrenmeye ve gelişmeye karşı olan bu tutucu ve buyurgan tavrın sürmekte olduğunu biliyoruz: örneğin altmışlı yıllarda, İngiltere'yi ziyaret eden bir devlet büyüğümüzün, Kraliçe Elizabeth ile perdeleri hakkındaki sohbetinden sonra söylediği, "Türk TRT'sinin ingiliz TRT'sinden öğreneceği birşey yoktur!" vecîzesi yakın geçmişimizin folkloründe yer alır.

Günümüzde unutulmaya yüz tutmuş olan bir zamanların önemli şairlerinden Hasan Cemal Denizatlı'nın ömrünün son yıllarını geçirdiği evinin kömürlüğünde bir akrabası tarafından bulunan eski evrakları arasında fotoğrafçılık üzerine bazı notların yer alması ilginçtir. (Sanırım yazar burada kendisi için küçük bir de karanlık oda yapmıştı). Denizatlı'nın gençliğinde bir müptedî olarak fotoğrafçılıkla ilgilenmiş olduğunu öğrenmek okuyucuları için de hoş bir sürpriz olacaktır. Sâfîyâne bir üslupla kaleme alınmış olan bu yazıların istemeden yarattığı Kafkamsı atmosfer ise, çoğumuza o kadar da yabancı gelmeyecektir. Bu yüzden, yukarıda sözünü ettiğim bitmeyen tartışmalara da ışık tutacakları inancıyla, bu belgeleri açığa çıkarmanın uygun olacağını düşündüm (üstelik böylece yeni bir yazı yazmak derdinden de kurtuluyorum; ne yapalım zaten değişen fazla birşey yok):

"Hepimiz bir örnek önlüklerimizi giyip Fotoğraf Komiserini ziyarete gitmiştik. Fotoğraf makinalarımızda O'nun tavsiye ettiği siyah-beyaz pankromatik filmlerden vardı. Hepimiz sırayla bize gösterilen noktada durup karşımızdaki muhteşem manzaranın fotoğrafını çektik. Neşeli bir şekilde, o yüksek davûdî sesiyle, 'Bakalım hanginizinki daha iyi çıkacak?' diye bize sordu. 'Belki benimkinden de güzelini çekeniniz olur' diye de bir espri yaptı. Heyecan ve mutluluk içinde gülüştük. Tabiî ki, elindeki Alman malı muhteşem makina ve optiklerden alacağı sonucun ne kadar üstün olacağını hepimiz biliyorduk. Sonra da, aramızdaki küçük kızların istekli ricalarını kırmayarak, bize beş dakika poz vermeyi kabul etti Sayın Fotoğraf Komiserimiz. Acele ve telaş ile biz oğlanlar O'nun resimlerini çekmeye çalışırken, kızlar da O'nun yanına, arkasına girmeye çalışıyor, resimlerde görünebilmek için büyük mücadele veriyorlardı. O da bu coşkulu faaliyetten etkilenmiş olacak ki, işin altı-yedi dakika sürmesine müsade etti; ancak sonunda 'Çocuklar, benim önemli işlerim var, biraz da ciddi konular üzerindeki felsefî tartışmalarımıza vakit kalsın' diyerek bu eğlenceli hareketliliğe son verdi. O'nun görkemli stüdyosuna girip bize ayrılan taburelere tünedik. Bu sırada asistanları hummalı bir telaş içerisinde çevremizde koşuşarak son hazırlıkları yapıyorlardı. Fotoğraf Komiserinin bir saatten fazla sürecek olan konuşmasını dinlemeye başladık. Buna bir ses ve resim gösterisi demek daha dogru olacaktı. Memleket köşelerinde çekilmiş ve hepsi de altın bölüm kuralına uygun olarak istiflenmiş yüzlerce renkli diapozitif gösterdikten sonra, 'Ben fotoğrafın net ve doğru pozlandırılmış olanını severim' diyen Fotoğraf Komiserimizin, fotoğrafçının ahlâkî yapısı hakkında sessiz kalması o sırada beni pek şaşırtmamıştı, ama şimdi dönüp bakıyorum da…"

"Bu arada bize büyük fotoğrafî teorisini de açıkladı: Fotoğraf Komiseri memleketi beş ana bölgeye ayırmış ve her bölge için kullanılması uygun olacak ekipmanın listesini yapmıştı. Bu bölgelerin herbirinde farklı türlerde fotoğrafların çekilmesi gerekiyordu. 'Birinci bölgede çekebileceginiz bir resmi beşinci bölgede çekmeniz imkansızdır' diyerek bizleri de uyarmıştı. Sonra da, bize manzara resmi kompozisyonu hakkında su kıymetli öğütleri verdi: 'Birinci plânı boş ve çıplak bırakmamak lâzımdır. Bir kaya, bir ağaç, bir küçük ev, çok defa alınan resimleri bir tablo kadar güzelleştirir. Halbuki aynı resimden bu ilk plandaki ufak şeyleri çıkartacak olursak çıplak ve çirkin bir netice ile karşılaşmış oluruz. Fakat birinci plandaki bu gibi şeylerin resmin ana fikrini ihlâl etmemeleri ve büyüklükleriyle genel manzarayı örtmemeleri için, onları daima resmin kenarlarına tesadüf ettirmeniz lazımdır.' Arkasından, biz bu son derece faydalı ve pratik BİLGİlerin devamını beklerken, O üstün yaratıcı kişiliğiyle gene hepimizi şaşırttı: Filozofik bir ruh haleti içinde bulunduğunu belli eden ve gözlerimizi yaşartan bir ses tonu ile, 'Fotoğraf Sanatı, olmayan ışığın içinde gizli, gözle görülmeyen görüntüyü hissetmek ve bunu saygın bir duyarlılıkla yakalayabilmektir', dedi. 'Yani, nasıl oluyor?' filan diye soru sormamıza firsat bırakmadan da, 'Tamam çocuklar, vaktiniz doldu!' diyerek ayağa kalktı ve bize kapıyı gösterdi. Evimize dönerken hepimize bir durgunluk çökmüştü, aklımızda kolay cevap bulamayacağımız, hatta formüle etmekte bile zorlandığımız birsürü soru vardı, kaldi ki, O'nunki gibi bir kamerayı almaya kimin parası yeterdi?"

(yazar, sonra da ABDye tahsile gider…) "Ben Amerika'dayken, beni şaşırtan davranışların arasında, oralı insanların sürekli öğrenme ve kendilerini yenileme ihtiyacında bulunmalari gelmişti. Bizdeki gibi akşam saat beşte kapanmayan üniversitelerde, liselerde, tüm öğrenim kurumlarında her isteyene birçok dalda gece eğitimleri verilmekteydi. Bunlar, Bankacılık, sosyolojik çeşitli konular vs. gibi ciddi ve akademik alanlarda olduğu kadar, ev idaresi, otomobil tamiri gibi pratik konularda; ve bu iki kategoriye de sokulabilecek sanat konularında olabiliyordu; hatta ben de bir dönem yaratıcı yazın dersleri vermiştim. Öğrenciler, gerek iş hayatında yükselmek isteyen ve mesleki BİLGİlenme gereksinimi duyan gençler, gerek belli bir yaşa gelmiş ve BİLGİlerini yenilemek veya bambaşka bir dalda BİLGİlenmek isteyen orta yaşlılar arasından çıkıyordu. Çocukları büyüdükten sonra boş vakte kavuşan ev hanımlarıyla emekliler özellikle sanat ve edebiyat konularındaki kurslara giderken, gençlerin daha pratik ve çabuk sonuçlar aradığı söylenebilirdi. Bizim okulda da böyle bir orta yaşlı hanım vardı, evlilik ve çocuklar yüzunden ara vermiş olduğu lisansüstü çalışmalarına devam edip oldukça ilginç ve çağdaş eserler yaratmayı başarmıştı…"

Biz başa dönersek, şimdi, 1993 sonunda, fotoğrafçılık dünyamıza da yeni bir kuşak geliyor; ve bunlar objektif, akademik, bilimsel çalışmanın ve araştırmanın değerini(ve zorluğunu) biliyorlar, gerçek ve samimi bir merak yüklüler. Esprinin, hayalgücünün, yaratıcılığın sınırlarını zorlamanın ve BİLGİlenmenin kaçınılmaz zorunluluğunun farkındalar. Iyi niyetliler, dünya diye bir yerde yaşadıklarının bilincindeler ve bundan korkmuyorlar, ezilmiyorlar; anlamsız demagojilerle zaman yitirmeyip öğrenmek ve yapmak istiyorlar(akılları kefen paralarında değil); Michael Jackson'lardan, Madonna'lardan ve(yerli ve yabancı) dinozorlardan fırsat bulurlarsa da, yapacaklar, başaracaklar. Geçmişe değil geleceğe, ölüme değil yaşama yönelik bu gençlere engel değil destek olmamız lâzım. Sonuçta insan umutlu olmak ve bunun için gerekli koşulların yaratılmasına katkıda bulunabilmek istiyor.

(Ek) Bu yazıdan sonra geçen dört buçuk yılı aşkın sürede umutlu kalabilmek bayağı çaba gerektirdi. Birçok alanda da olduğu gibi, fotoğrafçılıkta da, kıskançlık, cehalete övgü ve tembellikle fırsatçılığa prim verilmesi gelişmeyi engelliyor. Böyle tatsız bir ortamın "kurbanı" durumundaki gençlerden fazla birşey istemeye hakkımız olmadığını düşünüyorum. Ama gene de…

resim alti=
Nan Goldin: Teri Toye ve Patrick Fox, Baudlaire okurken, New York City, 1987.

* yazmaya gerek yok ama, bilindiği gibi bunlar, Osmanlı'ya ilk matbaayı Avrupa'dan ikiyüzelliyıl sonra getiren kişinin(bu matbaanın nasıl kullanıldığı da ayrı bir merak konusu); ve icad ettigi kanatları kullanarak Galata kulesinden Üsküdara uçan(bu yüzden de Padişah IV. Murat tarafından Cezayir'e sürülen ve bu yazıdan bir süre sonra hakkında yapılan sinema filmi dolayısıyla da epeyce gündemde olan) Osmanlı âliminin isimleridir.

Aralıkl993, Arredamento Dekorasyon, Yılbaşı yazısı